Ağustos ortasında sahile indiğiniz o anı gözünüzün önüne getirin: Saat henüz 11 bile olmamış ama havlu atacak yer yok, şemsiyeler birbirine girmiş, uğultudan dalga sesini duymak imkânsız... Popüler ve arabayı park edip iki adımda ulaşılan plajların kaderi ne yazık ki bu. İnsanın içinden bazen sadece denizin ve rüzgârın sesini duyabileceği, biraz izole ve alabildiğine sakin bir kıyıya kaçmak geliyor.
Tam da bu hisle yola çıkan DiscoverCars.com; patikaların ardına gizlenmiş, bazen sadece teleferikle inilebilen ya da kayalıkların ardına saklanmış Avrupa’nın az bilinen plajlarını derlemiş. İkisi Portekiz’den olmak üzere İspanya, Hırvatistan, İtalya, Malta, Arnavutluk, Yunanistan ve Kıbrıs’a uzanan bu duraklar; kalabalıktan uzaklaşıp derin bir nefes almak isteyenler için harika alternatifler sunuyor.
1. Evden Başlayalım: Portekiz
Praia da Mata (Costa da Caparica)
Lizbon’a sadece yarım saat mesafede olup da bu kadar geniş bir alan bulabilmek büyük şans. Caparica sahil şeridinin güneyinde kalan Praia da Mata (diğer adıyla Piedense), merkezdeki kalabalıktan tamamen sıyrılıyor. Uzun toprak bir yoldan geçerek ulaşıyorsunuz. Arkada Caparica’nın fosil kayalıkları, önünüzde ise alabildiğine uzanan kumullar var. Mavi Bayraklı olan plajda restoran ve cankurtaran gibi temel hizmetler mevcut ama kumsal o kadar geniş ki, havlunuzu serip kendinize ait bir alan yaratmak için birkaç adım yürümeniz yetiyor. Kuzey tarafında hâlâ geleneksel balıkçılık ağlarını ve restore edilmiş eski kulübeleri görmek mümkün.
Garajau Plajı (Caniço, Madeira)
Madeira’nın güneyinde, 1927 yapımı İsa Heykeli’nin bulunduğu devasa bir yamacın hemen eteğinde yer alıyor. Burası ince kumlu bir kumsal değil; çakıl taşlarıyla kaplı, kristal berraklığında bir deniz. 1986’da Portekiz’in ilk deniz koruma alanı ilan edilen Garajau Doğa Rezervi’nin bir parçası olduğu için tam bir dalış ve şnorkel cenneti. Sualtı görüşü muazzam, bu yüzden yanınıza deniz gözlüğü ve çakıllar için mutlaka bir deniz ayakkabısı alın. Plaja inmek için ya manzaralı bir teleferik yolculuğu yapıyorsunuz ya da dik patikayı yürüyerek iniyorsunuz.
2. İspanya: Balear ve Kanarya Adaları
Cala Banyalbufar (Mallorca)
Mallorca’nın kuzeybatısında, UNESCO koruması altındaki Serra de Tramuntana sıradağlarının arasında gizlenen bir koy. Banyalbufar köyünden çıkıp yaklaşık 15 dakikalık keyifli bir yürüyüş ve dik bir inişle ulaşıyorsunuz. Kayalıkların çevrelediği bu küçük çakıllı koy, ana yollardan biraz uzakta kaldığı için adanın o yoğun turist kalabalığından tamamen izole durumda.
Playa de la Solapa (Fuerteventura)
İsmi İspanyolcada "gizli" ya da "saklı" anlamına gelen Solapa, gerçekten de adının hakkını veriyor. Fuerteventura’nın batısında yer alan koyu renkli kumları, volkanik kaya oluşumlarıyla çevrili ve yaklaşık 400 metre uzunluğunda. Toprak bir yoldan ulaşılan sahilde hiçbir tesis bulunmuyor; bu yüzden suyunuzu ve atıştırmalıklarınızı yanınıza almanız şart. Akıntılar ve dalgalar oldukça güçlü olabiliyor, bu yüzden denize girerken dikkatli olmakta fayda var.
3. Orta Akdeniz: Adriyatik ve Tiren Kıyıları
Beritnica (Pag Adası, Hırvatistan)
Adeta bir bilim kurgu filmi seti gibi. Pag Adası’nın bitki örtüsünden yoksun, bembeyaz kireçtaşlarıyla kaplı yapısı buraya "Ay Adası" lakabını kazandırmış. Beritnica’ya arabayla doğrudan gitmek mümkün değil; en yakın plaj olan Ručica’dan kayalıkları aşan 15-20 dakikalık bir yürüyüş yapmanız gerekiyor. Çakıllı sahilin hemen önünde denizden yükselen üç devasa kaya ve arkadaki dikey tırmanış kulesi Stogaj, doğayı en çıplak haliyle hissettiriyor. Tesis yok, sadece siz ve sessizlik var.
Monti Russu (Sardinya, İtalya)
Adını kıyıyı koruyan pembe granit burundan alan Monti Russu, rüzgâr ve dalgalarla şekillenmiş yuvarlak pembe kayaların arasına sıkışmış yaklaşık 300 metrelik bir koy. Koruma altındaki bir bölgede kaldığı için etrafında hiçbir yapılaşma yok. Akdeniz makileri arasından geçen bir patikayı yürüyerek ulaşıyorsunuz. Havanın tamamen açık olduğu günlerde karşı kıyıdaki Korsika adasını bile görebiliyorsunuz.
Ramla Körfezi (Gozo, Malta)
Gozo’nun yerel dilinde "kırmızı plaj" anlamına gelen Ramla Körfezi, adını topraktaki demir mineralinden alan turuncumsu kırmızı kumlarıyla ünlü. Bir doğa koruma alanının içinde yer aldığı için yapılaşmadan korunmuş. Yamaçlarında mitolojik Calypso Mağarası’nın bulunduğu koy; sakin, berrak denizi ve arkasındaki yeşil tepeleriyle hem yüzmek hem de kafa dinlemek için son derece huzurlu bir nokta.
4. Akdeniz’in Vahşi Güneyi
Gjipe (Arnavutluk)
Arnavutluk Rivierası’nın kitle turizmiyle tanışmadan önceki bakir halini yansıtan bir yer. Dhërmi ile Himarë köyleri arasında, derin bir kanyonun denize açıldığı noktada yer alıyor. Koyu turkuaz rengi sulara sahip koya ya komşu plajlardan kalkan küçük teknelerle ya da patikadan 30-40 dakikalık bir yürüyüşle iniliyor. Etrafta hiçbir büyük tesis veya otel yok; kanyonun kireçtaşı duvarları ise doğaseverler için eşsiz bir atmosfer sunuyor.
Possidi Burnu (Halkidiki, Yunanistan)
Halkidiki’nin Kassandra kolunun en ucunda, Ege Denizi’ne doğru sivrilen bir kum dili. Buranın en ilginç özelliği iki farklı denize sahip olması: Bir tarafı çarşaf gibi sakin ve derinken, diğer tarafı dalgalı ve sığ olabiliyor. Çevresinde herhangi bir işletme olmadığı için şemsiyenizi, suyunuzu ve yiyeceğinizi yanınızda götürmeniz gerekiyor. Akşam saatlerine kadar kalırsanız, büyüleyici bir gün batımı manzarası sizi bekliyor.
Golden Beach (Karpaz Yarımadası, Kıbrıs)
Karpaz Yarımadası’nın en uç noktasında uzanan Altın Kumsal, adeta haritanın bittiği yer hissi veriyor. Kilometrelerce uzanan incecik altın sarısı kumlar, arkadaki kumullar ve sonsuz bir ufuk... Yol boyunca yarımadanın simgesi haline gelen vahşi eşeklere rastlamak çok doğal. Aynı zamanda deniz kaplumbağalarının da yuvalama alanı olduğu için koruma altında ve hiçbir ticari yapılaşmaya izin verilmiyor. Yanınıza ihtiyacınız olan her şeyi alıp tamamen doğayla baş başa kalabileceğiniz nadir yerlerden biri.
Kaynak: Catarina Beato / Idealista, DiscoverCars.com
Görsel Kaynağı: Wikimedia Commons
Detayları okumak için kaynağı ziyaret edebilirsiniz.
Kaynağa Git ↗