Madalyonun Arkası - Gerçek Yaşam Deneyimleri
Lizbon denince akla hemen o kartpostallık sarı tramvaylar, okyanus esintisi ve ikonik siyah-beyaz kaldırım taşları (calçada portuguesa) gelir. Evet, dışarıdan bakıldığında her şey çok romantik. Ancak bu şehirde biraz vakit geçiren, turistik rotaların dışına çıkıp gerçek mahalle hayatına karışan herkesin çok iyi bildiği, ama nedense yüksek sesle konuşulmayan bir "alt kültür" var: Yerdeki mayınlar.
Açık konuşalım; Lizbon, sokak temizliği ve evcil hayvan sahiplerinin sorumluluk bilinci konusunda sınıfta kalmış bir şehir.
"Calçada" Üzerinde Adım Sayma Sanatı
Hangi mahalleye giderseniz gidin—ister Alfama’nın dik merdivenleri olsun, ister Penha de França’nın, Arroios’un yerel sokakları—kafanızı kaldırıp etrafı izleyerek rahatça yürüyemezsiniz. Çünkü burası, insanların evcil hayvanlarının arkasını temizleme konusunda inanılmaz bir sorumsuzluk sergilediği bir yer. Şehrin yerel yönetimleri (Juntas de Freguesia) kaldırım taşlarının arasına "Apanhe" (Toplayın) yazan sert uyarı plakaları yerleştirse de, ne yazık ki bu görsel uyarılar çoğu zaman sadece birer kaldırım süsü olarak kalıyor. Avrupalıların genel temizlik ve düzen anlayışına tamamen ters düşen bu vurdumduymazlık, Lizbon’un o güzelim sokaklarını bir süre sonra adeta bir engelli koşu parkuruna çeviriyor.
Sadece Görsel Değil, Kokuşmuş Bir Sorun
Mesele sadece estetik kaygılar ya da ayakkabınızın altına bulaşacak bir talihsizlik değil. Turistik olmayan, o gerçek yerel mahallelerin caddelerine girdiğinizde burnunuza çalınan o keskin, berbat köpek çişi kokusu şehrin maalesef acı bir gerçeği. Yaz sıcağıyla birleştiğinde bu koku bazı sokaklarda gerçekten katlanılmaz bir hal alıyor.
İşin daha üzücü kısmı ise, bu durumun aslında sessiz bir hayvan dramına dayanıyor olması.
Patili Dostlarımıza Yapılan Gizli İşkence
Buradaki birçok evcil hayvan sahibi, günde en az iki defa uzun uzun dışarı çıkarılıp enerjisini atması ve ihtiyaçlarını gidermesi gereken o canları, sabahları işe gitmeden önce alelacele, günde sadece bir defa dışarı çıkarıyor. Köpekler saatlerce evde kapalı kalmanın stresiyle, dışarı adım atar atmaz buldukları ilk duvar kenarına, ilk kapı girişine kendilerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Hem hayvanlar için bir nevi işkenceye dönüşen bu düzensizlik, hem de sahiplerinin arkalarından bir şişe su bile dökme zahmetine katlanmaması, sokakları hijyen felaketine sürüklüyor.
Lizbon’a Geleceklere Hayati Bir Tavsiye
Eğer bu şehre ilk defa gelecekseniz, rehberlerde yazmayan şu altın kuralı kulağınıza küpe yapın: Yürürken asla duvar kenarlarına, bina köşelerine çok yakın yürümeyin.
Lizbon’u keşfederken gözünüz mimaride ve gökyüzünde olsun isterdik ama bizden söylemesi; bu şehirde selametle yürümek istiyorsanız, gözünüz her zaman bir adım önünüzde, yani tam olarak bastığınız yerde olmalı.
When Lisbon is mentioned, postcard-perfect yellow trams, ocean breezes, and iconic black-and-white cobblestones (calçada portuguesa) immediately come to mind. Yes, from the outside, everything is highly romanticized. However, anyone who spends a little time in this city, steps out of the tourist routes, and blends into the real neighborhood life knows very well a certain "subculture" that is rarely spoken out loud: Landmines on the ground.
Let's speak frankly; Lisbon is a city that has failed in terms of street cleanliness and the responsibility awareness of pet owners.
The Art of Counting Steps on "Calçada"
No matter which neighborhood you visit—be it the steep stairs of Alfama or the local streets of Penha de França and Arroios—you cannot walk comfortably by raising your head and watching the surroundings. Because this is a place where people show an incredible lack of responsibility when it comes to cleaning up after their pets.
Not Just Visual, But A Smelly Problem
It is not just about aesthetic concerns or a misfortune that will stick to the bottom of your shoe. When you enter the avenues of those real local neighborhoods that are not touristy, the sharp, terrible smell of dog urine hitting your nose is unfortunately a bitter reality of the city.
A Vital Advice For Those Coming To Lisbon
If you are coming to this city for the first time, keep this golden rule written nowhere in the guides in mind: Never walk too close to the edge of the walls or the corners of the buildings.
Portekiz’e adım attığınız ilk andan itibaren sizi saran o büyüleyici havayı inkar etmek imkansız. Lizbon’un o tarihi sokaklarında yürümek, akşamüzeri okyanustan esen esintiyi hissetmek, insanlarının o sakin bir o kadar da güler yüzlü yapısına şahit olmak insana "İyi ki burayan gelmişim" dedirtiyor. Dünyanın en kaliteli zeytinyağlarını, o nefis São Jorge peynirlerini tadarken buradaki yaşam kalitesinin ne kadar yüksek olduğunu anlıyorsunuz. Huzur arayan bir göçmen için Portekiz gerçekten bir cennet.
Ancak... Bu hayran kaldığımız "sakinlik" ve "acele etmeme" felsefesi, ne zaman ki evde teknik bir arıza çıksa, insanın sabrını zorlayan büyük bir sınava dönüşüveriyor! Portekiz’de yaşayıp da eve bir elektrikçi, bir boyacı ya da su tesisatçısı çağırmaya çalışmayan, buradaki sistemin o ağırkanlılığını tam olarak anlayamaz.
Bir elektrikçi mi lazım oldu? Önce telefonlara hemen bakılmasını veya mesajlara anında dönülmesini beklemeyeceksiniz. Ulaştığınızda ise size öyle bir iki gün sonrasına değil, haftalar sonrasına randevu verilebilir. "Yarın sabah 09:00’da sendeyim" diyen ustanın, o saatte geleceğine inanmak ise buradaki en büyük acemiliktir. O saat gelir, geçer; Portekiz’in o meşhur, hayatı ağırdan alan ruhu ustanın üstüne çökmüştür bir kere. Sizin aceleniz olabilir ama onun asla acelesi yoktur. Boya badana işine girmek ise apayrı bir sabır hikayesi. Günlerce süren fiyat teklifleri, bir türlü başlamayan işler insanı çileden çıkartır.
İşin aslı, Portekiz’i insanıyla, doğasıyla, o muazzam huzuruyla çok seviyoruz. Bize hayatı yavaşlatmayı, her şeyi dert etmemeyi öğretiyor. Ama sevgili Portekizli ustalarımız, hayatı bu kadar da yavaşlatmasak mı? Biz yine okyanus kenarında kahvemizi yudumlayalım, yine bu güzel ülkenin tadını çıkaralım ama en azından bir priz bozulduğunda ya da bir duvar boyanacağında gözümüz yollarda kalmasın!
It's impossible to deny the enchanting atmosphere that surrounds you from the first moment you step into Portugal. Walking through the historic streets of Lisbon, feeling the ocean breeze in the afternoon, and witnessing the calm and smiling nature of its people makes one say 'I'm glad I came here.' For an immigrant looking for peace, Portugal is truly a paradise.
However... This philosophy of 'calmness' and 'no rush' turns into a massive test of patience whenever a technical breakdown occurs at home! Anyone who lives in Portugal and hasn't tried to call an electrician, a painter, or a plumber can't fully understand the sluggishness of the system here.
Need an electrician? First, don't expect them to answer the phone right away or reply to messages instantly. We love Portugal for its people and its nature, but dear handymen, could we maybe not slow life down this much?